Liberal Öfke Kışkırtıcılığından Radikal Siyasete
Dünya genelindeki diktatörlük rejimleri, Z kuşağı isyanlarını paternalist ilgi, erkeklerin tepeden bakan öğütleri ve düpedüz zor kullanımıyla bastırmaya çalıştı; bunların hepsi yerleşik düzenin üstbenliğini tatmin eden şeylerdi. Hükümetlerin Z kuşağı isyanlarıyla başa çıkmak için kullandıkları çeşitli önlemler, sistemde herhangi bir yapısal reformun kurumsallaşmasından kaçınmalarını sağlıyor. Modi hükümeti de benzer bir yol izledi. İlk tepki, protestocuların dikkatini kasıtlı olarak davalarından uzaklaştırarak onları tüketme girişimi oldu; bunu 20-25 Temmuz arasında polis vahşetiyle kendini gösteren acımasız ve insanlık dışı baskı izledi. Son olarak, bu önlemler başarısız olduğunda rejim, protestocuları duygusal olarak manipüle etmek için sevgiye başvurdu. İronik biçimde, bu stratejilerin benzerlerini dünyanın çeşitli yerlerindeki Z kuşağı protestolarında bulmak mümkün. Filipinler’de yolsuzluk ve otoriterlikle suçlanan Marcos hükümetine karşı 2025’te yapılan protestolar büyük ölçüde barışçıl kaldı; Marcos hükümeti de sonunda protestocuların taleplerini barışçıl biçimde ele aldı. Kenya’da —temel tüketim mallarına daha yüksek vergiler getirmeyi amaçlayan bir mali yasa tasarısının tetiklemesiyle Haziran 2024’te Afrika’da Z kuşağı isyanlarının yaşandığı ilk ülkede— Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto’nun istifasını isteyen protestocular yetkililerce defalarca takibata uğradı ve birçoğu hâlâ adalet arıyor. Fas’ta, çoğunlukla «Gen Z 212» tarafından desteklenen hükümet karşıtı seferberliğe katılan genç protestoculara karşı 2.000’den fazla dava açıldı. Mozambik’te ise seçim usulsüzlüklerine ve internet kesintilerine karşı Z kuşağı protestolarına, protestocular ile hükümet arasında imzalanan bir af anlaşmasıyla yanıt verildi; bu anlaşma protestoları sona erdirdi ama sonuçları etkilemedi.
Hükümetlerin Z kuşağı protestolarıyla etkileşim taktikleri bir ölçüde farklılaşsa da sonuç aynıydı: neoliberal sistemin mevcut istikrarını korumak. Bununla birlikte, başbakanın gece yarısı bir Instagram kısa videosu yüklemek zorunda kalması, sağdaki birçok kişinin büyük bir jest olarak kutladığı bu olay, hareketin başarısının bir kanıtıdır. Öğrenciler ise bundan etkilenmedi ve eylemlerini sürdürdü; Cockroach Janta Party (CJP, Hamamböceği Halk Partisi) sözcüsü, talepleri tam olarak karşılanmazsa eylemlerin süresiz devam edeceğini açıkladı. O zamana kadar protestoların ülkenin farklı köşelerine yayıldığını da belirtmek gerekir: 22-23 Temmuz dolaylarında Kalküta, Mumbai, Patna, Bengaluru, Guwahati ve Haydarabad gibi büyük şehirler ve başka yerler de katılmıştı. Bihar’da 25 Temmuz Bihar genel grevinin arifesinde birçok CPIML-Liberation aktivisti gözaltına alındı; Patna’da ise durum öyleydi ki 27 Temmuz’daki protestolar sırasında bir Bihar polisi, elinde AK-47 ile protestoculara doğru koşarken görüldü. Assam’da üç genç, CJP ile bağlantılı bir protesto örgütlemek için WhatsApp grubu kurdukları gerekçesiyle tutuklandı. Bunlar, CJP protestoları döneminde çeşitli vesilelerle göstericilere karşı açılan diğer davalara ekleniyordu. Bihar’dan bir aktivist, o günlerdeki deneyimini hatırlayarak şöyle dedi:
Sokağa çıkan kalabalık tamamen yeniydi. Bunlar siyasi eğitim almamış çocuklardı ve birçoğu muhtemelen ilk kez evlerinden çıkmıştı. Birçoğunun polis coplarla saldırırsa başlarına ne gelebileceğini ya da saçma atan bir silahın veya göz yaşartıcı gazın ne kadar zarar verebileceğini bilmediğini unutmayın. Bence onları bu kadar korkusuz yapan, bu korkusuzluk, bu kayıtsızlıktı. O günlerde aktivistler olarak iki şey yapmamız gerekiyordu: hem hareketi yönetmek hem de bu çocuklarla ilgilenmek. Güzel ama aynı zamanda tehlikeli bir deneyimdi.
Kalküta’dan başka bir akademisyen ve aktivist şunları belirtti:
Bir kuşak topluluğu olarak Z kuşağı, Kalküta’nın protesto ekolojisine kendine özgü bir söylemsel repertuvar getirdi. Bu, yargı kaynaklı bir yakıştırma olan «hamamböcekleri»ni kolektif bir başkaldırı işareti olarak yeniden anlamlandırmakla başladı; aynı zamanda internet memleriyle dolu, görsel olarak yinelenen ve dijital ağlarla bağlantılı talep dile getirme biçimleri kullanıldı. Bu protesto, solun geleneksel örgütsel repertuvarlarını aştı.
İktidarın hesap verebilirliği fikri, özellikle NEET sınav sorularının sızdırılmasının ardından yaşanan kaygı ve stresin yol açtığı öğrenci ölümleri bağlamında, bu hareketin temel anlaşmazlık noktalarından biri oldu. Aslında iktidarın hesap verebilirliği, küresel Z kuşağı protestolarının başlıca odaklarından biri oldu. İster Sırbistan’da —gençlerin Kasım 2024’te Novi Sad’da 16 kişinin ölümüne yol açan sundurma çökmesinde sistemik yolsuzluğun ve kurumsal ihmalin rolüne karşı ayağa kalktığı yerde— ister Maldivler’de —genç bir kadının yaralanmasının ve hükümetin siyasi bağlantıları olan olası failleri koruduğu iddiasının gündeme geldiği yerde— genç protestocular, liberal burjuva parlamenter hükümetlerin temel taşlarından biri olan hesap verebilirlik vaadinin peşine tekrar tekrar düştü. Bu hareketlerin, başka durumlarda muhalif sesleri desteklemek için nadiren konuşan ünlülerden çok ihtiyaç duydukları desteği almasını sağlayan, hesap verebilirlik talebidir. Örneğin Arundhati Roy, Shabana Azmi, 19 Temmuz gecesini protestocularla geçiren Prakash Raj, Vishal Dadlani ve Naseeruddin Shah’ın katılımı beklenirken, hamamböcekleri Hindistan sinema çevrelerinden başka ünlülerin de desteğini aldı.
Belirli bir hükümet yapısının siyasi niteliğini vurgulamadan hesap verebilirlik talep etmek, sonunda tipik neoliberal hükümetlerle aşırı sağcı hükümetleri eşitlemeye varır. Bu iki hükümet yapısına yönelik radikal yaklaşım, benzer olsa da aynı olmayan farklı stratejiler gerektirir. Sırbistan’daki Sırp İlerleme Partisi’ne (SNS) karşı emekliler, doktorlar ve hatta motosiklet kulüplerince desteklenen hareket gibi, hamamböcekleri de sol siyasi oluşumların ve liberal sivil toplumun geniş bir kesiminden destek gördü. Ancak bu iki deneyimi aynılaştırmak, BJP hükümetinin özgül niteliğini göz ardı eden vahim bir hata olur. Hindistan’daki Z kuşağı protestoları, öğrencilere, akademisyenlere, sendikacılara ve kamusal entelektüellere karşı intikamcı politikalar izlemekte son derece etkin olan bir hükümete karşıydı. Bu önlemlere etkili biçimde karşı koymak için bir Z kuşağı protestosunun «yalnızca bir Z kuşağı protestosu» olmanın ötesine geçmesi gerekir. Bunun yapılamaması —yani belirli bir konuyla sınırlı kalınması— Z kuşağı hareketlerinin bakış açısını ve vizyonunu ciddi biçimde sınırlar; onları popüler kılan nitelikler —dağınık, lidersiz ve çevrimiçi örgütlenmiş olmaları— kendilerine karşı işlemeye ve onları sınırlamaya başlar.
Küresel Z kuşağı protestoları, hükümetlerin gençleri yalnızca öfkeli vatandaşlar olarak görmemesi, onlarla eşitleri olarak ilişki kurması gerektiğini gösterdi. Gençlerin, işçi sınıfının ve akılcı düşünen kitlelerin desteğiyle birleştiğinde ölümcül bir güç hâline gelebileceği görüldü. Hiçbir Z kuşağı protestosu yalnızca genç protestocular tarafından yönetilmez; aynı zamanda çoğu kez hak ettikleri saygıyı ve insan onuruna uygun muameleyi görmeyen sayısız işçinin emeğini de içerir. Protesto alanında geçici klinikler kuran doktorlar ve protestoya katılmak için başka eyaletlerden gelen mavi yakalı işçiler vardı. Bu katılımcılar, hareketin yalnızca bir öğrenci protestosu olmaktan çıkıp sıradan vatandaşların öncülük ettiği bir harekete dönüşmesini sağladı. Bazı Z kuşağı aktivistleri, bu tür hareketlere «Z kuşağı» denmesinin bile yanlış bir adlandırma olduğunu, çünkü başkalarının yaptığı önemli örgütsel ve ideolojik çalışmayı geri plana ittiğini öne sürdü. Jantar Mantar’a yemek ulaştıran platform işçileri ya da artan polis devriyeleri arasında gençlerin protesto alanına ulaşmasını sağlayan motorlu üç tekerlekli taksi sürücüleri de vardı. 21 Temmuz öğleden sonra Delhi’nin Connaught Place bölgesindeki bir taksi şoförü şöyle dedi:
Çocukları dövmemeliydiler; şimdi arı kovanına taş attılar. Yalnızca çocukların değil, ticari araçlara getirilen yeni vergi kuralları ve E20 yakıtı ile bizim de hayatımızı zorlaştırdılar. Şimdi ne yapmaları gerektiğini biliyor musun? İstifa edip yeni seçim çağrısı yapmalılar. En iyisi bu çocuklardan yönetmelerini istesinler; çünkü iktidarın hesap verebilirliği meselesini hükümetten çok daha iyi anlıyorlar.
Gerçekten de iktidarın hesap verebilirliği, sivil toplumun farklı kesimleri arasında köprü kuran en önemli etken oldu. Siyasi bir kanaate dayanmayan hesap verebilirlik talebi, çoğu zaman bir protesto hareketinin siyasi niteliğini gizlemeye ve liberal öfke kışkırtıcılığına teslim olmaya yarar; bu, bazen siyasi yelpazenin sağında yer alacak kişilerin bile desteğini toplar. Aynı zamanda protestolarda kilit rol oynayan solun rolünün küçümsenmesine yardımcı olur. 2015-16 öğrenci hareketi sırasında Jawaharlal Nehru Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin (JNUSU) genel sekreteri olan Satarupa şunları belirtti:
Dövizler ve pankartlar çeşitli sorunları ve ideolojileri yansıtıyordu. Sloganlarda ender rastlanan bir şey duyuluyordu: «Inqilab Zindabaad» («Yaşasın devrim») veya «Jai Bheem» («Yaşasın Bhim») gibi devrimci sloganlarla, diğer yanda «Bharat Mata ki Jai» («Yaşasın Hindistan Ana») gibi milliyetçi sloganların birleşimi. Bu protestoyu yalnızca iktidardan hesap vermesini istemek ya da onun birçok yanlışına öfke göstermek olarak görmüyorum; bu protestonun hem iktidara hem de siyaset yapanlara daha fazlasını söylediğini düşünüyorum: tek tip olmayan varlığıyla Hindistan’ın çoğulcu temellerini ve pratiklerini hatırlatıyor. İçimizdeki çoğul varlık ve onun çoğulcu özlemleri bastırıldığında değil, karşılandığında birleşmenin gerçekleştiğini hatırlatıyor. Bu mesaj, «muhalefetin birliği»nden söz eden Hindistan muhalefeti için ne kadar önemliyse, iktidardaki BJP’nin ülkenin çeşitliliğini anlaması ve ona saygı duymayı öğrenmesi için de o kadar önemlidir.
Protestoların ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan biri, muhalefet içinde somut birliğin olmayışıydı. Hindistan parlamentosundaki muhalefet lideri Rahul Gandhi, başbakanın konutu önünde protesto ederken polis tarafından gözaltına alınıp sürüklenmiş olmasına rağmen, Jantar Mantar’daki protesto alanını bir kez bile ziyaret etmedi. Oysa sol partiler ve diğer Gandhici sosyalist partiler de dâhil olmak üzere muhalefet liderlerinin çoğu protestocuları ziyaret etmiş ve doğrudan destek sunmuştu. INC bazı temsilciler gönderdi, ancak çoğu kişinin kabul edeceği gibi Rahul Gandhi’nin bizzat orada bulunması, özellikle seçimler alanında farklı bir siyasi anlam taşır.
Hamamböceği protestoları umut verse de protestolar sırasında açığa çıkan sorunları vurgulamak da aynı ölçüde önemlidir: kadın düşmanı posterler, sürü psikolojisi örnekleri ve ataerkil dil kullanımı, uzun vadeli kültürel çalışmanın gerekliliğini ortaya koyar. Protestolar sırasında yayılan birçok Instagram kısa videosunda kuir kişilerin ve onlara yönelik aşağılayıcı argo ifadelerin içerik olarak kullanılması da tartışılmalıdır; bu durum radikal LGBTQ+ aktivistleri tarafından hoş karşılanmadı. Batı Bengal’de seyyar satıcıların yerlerinden edilmesi ve çiftçi sendikalarının Hindistan-ABD Serbest Ticaret Anlaşması’na direnişi gibi konularda hiçbir tartışma yürütülmemesi de sorunlardandı. CJP protesto alanında Rohith Vemula’nın kurumsal cinayetine ilişkin kaygı verici bir sessizlik de vardı; kurumsal başarısızlık nedeniyle öğrencilerin intihar etmesini vurgulayan bir hareket açısından bu son derece rahatsız edicidir. NEET’ye karşı mücadeleye ilk öncülük eden, ona karşı dava açan ve 2017’de intihar eden S. Anitha’nın, Hindistan eğitim sistemine karşı Dalit direnişinin bir simgesi olarak yeterince yer bulmaması da oldukça hayal kırıcıydı.
Hamamböceği protestoları, bu eksikliklere rağmen, Hindistan’da muhalif seslerin bastırılmasıyla ilgili en önemli ve uzun süredir devam eden sorunlardan bazılarını en çok izlenen saatlerdeki tartışmalara geri taşıdı. Bir dövizde «Umar Khalid yürüdü ki biz koşabilelim» yazıyordu. Bir başkasında «Jab Jab Modi Darta Hai, Police ko Agey Karta Hai» («Modi ne zaman korksa polisi öne sürer») deniyordu. Bu dövizler, sağcı ekosistemdeki birçok kişinin ve CJP’nin kendi içindekilerin kınamayı sürdürdüğü hamamböceği protestolarının siyasi niteliğini sergiliyordu. Bu da bizi CJP’nin ilk günlerine geri götürüyor: Nepalli bir Z kuşağı gazetecisi, CJP’nin başlıca sosyal medya platformu Instagram’ın Hindistan’ın kırsal bölgelerinde erişilemezliğini vurgulayarak CJP’yi AAP ya da benzeri liberal siyasi oluşumların yolundan gitme konusunda dikkatli olmaya çağırmıştı. CJP bazı kaygıları aşmış görünüyor, ancak daha önemli kaygıların bazılarını henüz ele almış değil; bunların en önemlisi, varsa siyasi konumunun ne olduğudur. Bu, Hindistan’ın başlıca muhalif siyasi gücünün protestolarda bulunmayışına da uygun bir yanıt olacaktır. Bu bağlamda solun rolü hakkında AISA’dan Sai Balaji şunları belirtti:
Hareketin yalnızca bir parçası olmakla ilgili bir sorunumuz yoktu ve sözde «liderler» olmak gibi bir niyetimiz de yoktu. Bununla birlikte hareket zamanla, ister Sonam Wangchuk, ister CJP, ister AISA olsun, her örgütsel yapının kontrolünü aştı. Bazı yerlerde CJP ile gösteriler düzenledik, başka yerlerde bağımsız hareket ettik; fakat her durumda hareketin bir parçası olduğumuzun, onun tek liderleri olmadığımızın bilincindeydik. Hareketin «bütünü» içinde her birimizin oynayacağı bir rol var ve biz kendi rolümüzü oynadık.
Modi hükümetini hedef alan gösteriler sık görülür. Ancak Z kuşağı protestosu özel bir örnektir; çünkü çoğu kişinin kabul edeceği gibi bu hareket doğrudan somut başarı elde etti ve rejim, vatandaşların gerçek kaygıları karşısında sarsılmayan bir hükümet olduğu görüntüsünü terk etmek zorunda kaldı. Yine de hamamböcekleri, uzun vadeli kurumsal değişikliklerin ancak hareket ilk taleplerinin ötesine geçtiğinde elde edildiğini hatırlamalıdır. Örneğin Sırbistan’da, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, kendisine karşı 18 ay süren eylemlerin ardından görevden ayrılacağını ancak yakın zamanda açıkladı. Bangladeş deneyimi, öğrenci hareketlerinin doğrudan seçim zaferleri getirmediğini gösterirken Nepal, öğrenci hareketlerinin son derece reformist siyasi kazanımlara yol açabileceğini gösterdi. Solun talihinin Dissanayake’nin zaferiyle hızla tersine dönmesi yalnızca Sri Lanka’da görülebildi. Bu hareketler gençlerin daha kapsayıcı ve katılımcı bir demokratik yönetim biçimini desteklediğini ortaya koysa da şimdiye kadar kalıcı ve radikal toplumsal değişiklikler yaratamamaları, genel olarak protesto taleplerini yasama önceliklerine dönüştürmek için açık bir stratejinin bulunmadığına işaret ediyor. Hamamböceği protestoları sırasında, seferberliğin bu büyüklüğe ulaşmasının nedeninin açıkça siyasi bir hareket olmaması olduğu sık sık vurgulandı.
Bazıları, dijital olarak hızlanan hareketlerin iç liderliklerini ve müzakere kapasitelerini oluşturabileceklerinden daha hızlı büyüdüğünü savunuyor; bu da onları çoğu zaman mevcut düzeni sarsmakta güçlü, ancak haleflik ve yönetimde zayıf kılıyor. Bu hareketler resmî liderlik konumlarını reddediyor —bu, başarıları ve popülerlikleri için çoğu zaman belirleyici oluyor— ancak bu durum, yerleşik partilerin, dinî ağların ve hatta bazen ordunun doldurmak isteyebileceği bir iktidar boşluğu bırakabiliyor. Bu hareketlerin bazıları Şili’deki Frente Amplio ve Nepal’deki Rastriya Swatantra Party gibi siyasi partilere dönüşürken, diğerleri belirli reformları hedefleyen baskı grupları olarak çalışmayı sürdürüyor; CJP şu anda daha çok ikinci gruba benziyor. Ancak siyasi bir kanaat olmadan denetleyici rol oynamak, Hindistan’da 2014’te Anna Hareketi’nde görüldüğü gibi, çoğu zaman aşırı sağa yardım etmekle sonuçlanıyor. Radikal örgütlenmenin önemi burada ortaya çıkıyor. Sol, eğitim altyapısının bütünüyle yeniden düzenlenmesini isteyen talepleri gündeme getirmekte önemli rol oynadı; bunların en önemlisi Ulusal Sınav Ajansı’nın (NTA) ve protestolarla bağlantılı bazı kişilerin daha önce desteklediği Ulusal Eğitim Politikası’nın (NEP) kaldırılması talebidir. Ancak parlamenter sol gerilerken CJP gibi müttefikler, liderleri yalnızca bir baskı grubu olarak kalmak istediklerini belirtmiş olsa da gerçekten son derece yararlı olabilir. Hamamböceği hareketinin siyasi bir güç olarak varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği açık bir soru olmaya devam ediyor. Son birkaç yıldaki birçok Z kuşağı hareketi ya dağıldı ya ana akım reformist güçler tarafından soğuruldu ya da başlangıçta meydan okumak istedikleri kurumsal mantıkların içinde sıkışıp kaldı. Yine de protestoları yalnızca doğrudan sonuçlarıyla değerlendirmek, tarihsel önemlerini göz ardı etmek olur. Gözetim ve imal edilmiş rızaya dayanan otoriter siyasi düzenlerin kırılganlığını açığa çıkarırken «dijital» bir kuşağın mizahı bir muhalefet biçimi olarak kullanma ve öfkeyi kolektif eyleme dönüştürme kapasitesini de ortaya koydular. CJP, Hindistan’da bir olgu hâline gelerek Alfa kuşağına Hindistan’ın köhneleşen okul altyapısına karşı protesto etme ve «E20 Janta Party»nin kurulması konusunda ilham verdi.
Hindistan solu için çıkarılacak ders, bu hareketi ne romantikleştirmek ne de reddetmek, demokratik siyasetin geleceğini etkilemedeki rolünü kabul ederek onunla eleştirel biçimde ilişki kurmaktır. Solun, hem tarihsel mücadele biçimleriyle hem de genç kuşakların neoliberalizm ve aşırı sağ koşullarında benimsediği yeni siyasi dillerle müzakere ederek hareketi radikal örgütsel dinamiklere yönlendirmesi gerekiyor. Bu anın bir kibrit kıvılcımını mı, yoksa sermayeye karşı uzun bir orman yangınının başlangıcını mı temsil edeceği, yeni ve gelişmekte olan bu dayanışmaların kendilerini doğuran protestodan ve meseleden daha uzun yaşayabilmesine bağlı olacaktır.
Notlar[1] Wangchuk’un değişen siyasi bağlılıkları hakkında fikir edinmek için şu habere bakılabilir: The Statesman. (1 Ağustos 2026). «Bu kadar dar görüşlü mü olduk?»: Sonam Wangchuk, demiryollarına yönelik övgüsü nedeniyle kendisini eleştirenlere yanıt veriyor ve protestocu öğrenciler lehine taleplerini yineliyor. https://www.thestatesman.com/india/have-we-become-so-narrow-minded-sonam-wangchuk-hits-back-at-critics-over-railways-praise-renews-demands-for-protesting-students-1503623198.html
Yorumlar
Henüz yorum yok.