Lüks mağazaların ve küçük dükkânların kırılan vitrinlerine ait görüntülerden beri bu gençler siyasi ve medyatik tartışmaların merkezinde. Hükümet onları, aralarına «aşırı solun» sızdığı «isyancılar ve ayaktakımı» diye damgalıyor. Oysa mahkemede kendileri ve aileleri bambaşka hikâyeler anlatıyor.

Önce beş siyah cübbe, ardından on, sonra yirmi. Paris Adalet Sarayı’nda kumaş hışırtıları ve topuk sesleri arasında avukatlar duruşmaya başkanlık eden hâkimin karşısında toplanıyor. Romain Ruiz söze giriyor: «Bu gösterilerde biz de vardık. Bize de göz yaşartıcı gaz atıldı. Şiddete biz de tanık olduk.» Çoğu Fransa Avukatlar Sendikası veya Yargısal Eylem Kolektifi üyesi olan avukatların bu sıra dışı ortak müdahalesi, hafta sonundaki yağmalarla suçlanan gençlerin 20 Ekim’de başlayan duruşmalarının hemen öncesinde gerçekleşiyor. Davalar, gözaltından sonra kişinin hızla mahkemeye çıkarıldığı Fransız hukukuna özgü comparution immédiate usulüyle görülüyor.
«Sabahtan beri bizi dehşete düşüren şey, bu adliyenin nezarethanelerinde önünüze çıkmayı bekleyenlerin neredeyse hepsinin yüzünün darptan şişmiş olması. Neredeyse hepsi gözaltında kötü muamele gördükten sonra buraya gelecek. Şimdi gözaltının 72 saat sürebileceği söyleniyor.» Sürmekte olan toplumsal hareket sırasında reşit olmayanlara ve genç yetişkinlere yönelik kötü muamele haberleri artarken Adalet Bakanı Gérald Darmanin, savcılıklardan normalde organize suçlar için kullanılan üç günlük gözaltına başvurmalarını istedi.
Adalet Bakanı’nın 19 Ekim’de Paris Adliyesi’ne gitmesi olağan dışı bir ziyaretti. Benzeri en son 2015 saldırılarından sonra yaşanmıştı. Avukatlar, «Bunu, daha sert ve ayrım gözetmeyen bir baskı için yargıya yapılan müdahale olarak görüyoruz» diyor. Ruiz vurguluyor: «Mesleğimiz yargıya baskı yapılmasını asla kabul etmeyecek. Yüzleri darptan tanınmaz hâle gelmiş çocukların hızlandırılmış yargılama için önünüze getirilmesini de kabul etmeyeceğiz.»
Paris Barosu avukatı Seydi Ba, sözlerini ağırbaşlılıkla bitiriyor: «İktidar giderek otoriterleşirken sizden bir tür direniş göstermenizi istiyoruz. Bunun yollarından biri de hukuku uygulamaktır.»
Peki, mahkeme nezarethanelerinin dükkânları tahrip etmek ve eşya çalmakla suçlanan ergenler ve genç yetişkinlerle dolduğu bu olağanüstü günlerde hukuktan geriye ne kalıyor? Siyasetçiler onları «yağmacı», «serseri» veya «aşırı solcu» ilan etti. Hükümet Sözcüsü Maud Bregeon, «isyancılar ve ayaktakımı» ifadesini bile kullandı. Oysa 20 Ekim’de Paris mahkemesinde görülen gençlerin hayatları bu etiketlerle örtüşmüyor. Farklı hikâyeleri başka bir gerçeği gösteriyor.
Çoğu düşük gelirli veya orta sınıf ailelerden geliyor. Bazıları 17 Ekim’de hayat pahalılığına duyduğu öfkeyle hareket etmiş, bazılarıysa arkadaşlarına kapılmış. Büyük çoğunluğun sabıka kaydı yok. Hiçbiri kendisini «aşırı solcu» olarak tanımlamıyor. Yine de adil yargılanma hakları çoğu kez aceleye getirilen yargıya feda ediliyor.
«Bir çift çorap aldım, bir adam onları bir paltoyla değiştirdi»
«Giorgio Armani mi? Bundan haberim yok. Siyah giyinmedim, kar maskem yok; ayağımda Crocs terlikler bile var», diye savunuyor kendisini Sadio. İtalyan markanın mağazasından lüks çanta ve parfüm çalmakla suçlanıyor. Baştan aşağı gri eşofman giyen yirmi yaşındaki genç kadın, bütün ağırlığıyla sanık bölümünün korkuluğuna yaslanmış. Kesik kesik nefesi mikrofondan duyuluyor.
«Châtelet’de JD Sports’un önünden geçtim. Mağazanın tahrip edildiğini gördüm ve bir çift çorap aldım», diye kabul ediyor. «Sonra bir adam çorapları bir paltoyla değiştirmeyi önerdi. Kabul ettim. Kalabalık hareketlenince korkup paltoyu yere bıraktım. Daha sonra bir kadına yol sorarken yakalandığımda üzerimde hiçbir şey kalmamıştı.»
Sadio ailesiyle yaşıyor ve yerel gençlik istihdam hizmetinin Contrat d’engagement jeune programıyla hasta bakım yardımcılığı eğitimi alıyor. Ayda 500 avro alıyor. Karşısında bilgisayarındaki dosyaya bakan savcı duraksıyor. «Tutanağı yeniden okudum; dosya gerçekten de onunla Giorgio Armani arasında bağ kurmamıza izin vermiyor», diye mırıldanıyor. Kalın, dikdörtgen, siyah gözlüklerinin ardından beraatin gerekli olduğunu kabul ediyor. Sadio’nun avukatı memnun, hâkimler de aynı kararda. Suçlamayı destekleyen delil bulunmadığı için beraat ediyor. İtiraf ettiği ve kısa süre sonra vazgeçtiği çorap alma olayı bile dava konusu değil. Sadio boş yere 48 saat gözaltında kalmış oluyor.
Savunma hakkı çiğneniyor
Sadio gibi, o gün salona çıkan gençlerin çoğunun sabıkası yok ve düzenli bir hayatları var. Okurken çalışıyorlar ya da yalnızca çalışıyorlar; genellikle çöp toplama, teslimat ve lojistik gibi temel hizmetlerde. Çoğunun, ekonomik sıkıntı içinde olsa bile çocuklarını desteklemeye hazır bir ailesi var.
Birçok anne baba salonda. Polis Yaël’i sabah altıda arayıp oğlunun aynı sabah yargılanacağını söylemiş. Gece vardiyasını yeni bitirmiş. «Lojistikte çalışıyorum, kamyon boşaltıyorum. Eve uğrayıp hızlıca kahvaltı ettim, sonra Essonne’dan buraya iki saat araba sürdüm», diyor. Gözlüklerinin ardından kararlı bakan, canlı ve dikkatli bir kadın; elleri koyu renk kapüşonlusunun ceplerinde.
Ama gün geçiyor, Yaël oğlunun yerine başka gençlerin hâkim karşısına çıkışını izleyerek bekliyor. Ancak akşama doğru oğlunun avukatının olmadığı söyleniyor. Onu savunması gereken atanmış avukattan kimse haber alamamış. Duruşma başlayamıyor. Yaël acilen başka bir avukat buluyor.
Omar koridorda bekliyor; bir yandan günün önemli Şampiyonlar Ligi maçı PSG–Barcelona’yı takip ediyor. Taksi şoförü, Yaël’in oğlunun arkadaşı olan kendi oğlu için gelen telefon üzerine acilen izin almış. O da avukat yokluğu yüzünden duruşmanın başlayamadığını son anda öğrenmiş. Koyu mavi polo giyen, kel, kaygılı ve kalın sesli adam, koridorun gürültüsüne rağmen beş dakikalık telefon görüşmesinde bir kadın avukatla anlaşıyor. Avukatın oğlunun hayatına dair birkaç sorusunu cevaplamaya ancak vakti kalıyor.
«Yerde video oyunları vardı, bir oyun kumandası aldım»
Oğulları hâkim karşısına çıktığında saat neredeyse akşam dokuz. Yanlarında iki arkadaşları daha var; oyun kumandaları ve Yves Rocher kozmetik ürünlerini çalmakla suçlanıyorlar. Uluslararası ticaret yönetimi alanında BTS adlı yüksek mesleki eğitim programına devam eden Omar’ın on sekiz yaşındaki oğlu, «Arkadaşlarımla gösteriye geldim. Mağazaların yağmalandığını gördüm ve yerdeki bir kumandayı aldım», diyor.
Ay başından beri Amazon depolarında çalışan Yaël’in oğlu, 17 Ekim’de orada oluşuna soylu bir gerekçe uydurmuyor. «Belirli bir talebim yoktu. Kalabalığı izledim. Polis bizi bir sokağa itti. Yağmalanmış dükkânlar ve yerde oyunlar vardı. Bir kumanda alıp çantama koydum, üzerine de şeker yerleştirdim.» Hâkim neden yaptığını sorunca, «Bilmiyorum. Aptalcaydı. Özür dilerim», diyor.
Diğer iki arkadaşları herhangi bir suça karıştıklarını reddediyor. Biri son sınıfta; klima montajcısı olmak için iş ve eğitimi birleştiren mesleki bakaloryaya hazırlanıyor. «Eğitim için, benzin fiyatlarına ve hayat pahalılığına karşı oradaydım. Bir şeyleri kıranları gördüm ama ben yapmadım. Yerden de bir şey almadım. Yves Rocher ürünlerini ne yapacaktım?»
Diğeri, istihdama katılımı destekleyen bir işletmede ev ürünleri dağıtıyor; ayda 1600 avro kazanıyor. Ehliyeti olan tek kişi o. Diğer üçünü almaya geldiğinde polis arabayı durdurup aramış. «Arabayı çaldığımızı sanmışlar», diye iç çekiyor. «Metro bittiği için arkadaşlarım beni arayıp eve götürmemi istedi. Sırt çantasındaki kumandalardan söz etmediler. Yardım edeyim dedim, şimdi mahkemedeyim!» Kollarını açıp yüzünü buruşturması salonda gülüşmelere yol açıyor.
Dört gencin avukatları, savunmaya erişimdeki çok sayıda aksaklık nedeniyle yargılamanın geçersiz sayılmasını istiyor. Savcı, en az bir polis tutanağında gencin kendi seçeceği avukatı istemediğinin yazılı olduğunu belirterek itiraz ediyor. Yaël ile Omar ise oğullarının bu ifadeleri vermeleri için gözaltında gece üçte uyandırıldığını söylüyor. Dava neredeyse tamamen polis tutanaklarına dayanıyor: bunları doğrulayan kamera görüntüsü, tanık anlatımı veya başka somut delil yok.
Yaël öfkeli: «Yarı uykulu, yorgun, aç, yıkanmamış ve baskı altında… Soru cevaplamak ya da hakkını aramak için bunlar uygun koşullar mı? İlk kez başlarına geliyordu! Haklarının gerçekten açıklandığını göstermek için sorgular kaydedilmeli.»
«Müvekkilim ne yağmacı ne hırsız ne de ayaktakımı!»
Yargılamanın geçersiz sayılması talebi reddediliyor. Savcı, ertelenmeden infaz edilecek sekiz aylık hapis cezası istiyor. Hâkim, hırsızlık suçlamasını çalıntı eşya edinme veya bulundurma olarak değiştirmeyi değerlendiriyor. Ancak savcı ısrar ediyor: «Yağmalayanlarla eşyaları toplayanlar arasında fark varmış gibi! Esnaf için fark ne? Daha mı hafif? Kaostan çıkar sağlamak istiyorlar. Bu dört yağmacının zihniyeti böyle özetlenebilir.»
Paris Barosu avukatı Amel Bensaci, aleyhinde maddi delil olmayan sürücüyü savunmak için öfkeyle öne çıkıyor. «Bu kadar gözaltı ve adliyeye sevkin savcılığı zorladığını biliyorum. Ama adalet toplu paketler hâlinde dağıtılamaz!» Saçları yüksekten toplanmış, boynunda yeşil bir eşarp var. Dördüne de ayrım gözetmeden sekiz ay hapis istenmesinin, cezanın bireyselleştirilmesi ilkesini çiğnediğini söylüyor.
Bu dosya ona göre yağmalar etrafındaki siyasi ve yargısal sürecin özeti. «Herkesi alıp ibret olsun diye mahkemeye çıkarıyorlar. Topluma “Yağmacılar bunlar, ortalığı kırıp dökenler bunlar” demek için. Müvekkilim ne yağmacı ne hırsız ne de ayaktakımı! On sekiz yaşında, maaşı var. Banliyölerden geldiğinizde düzgün ücretli iş bulmanın zorluğunu düşünürseniz şanslı bile.»
«Bir noktadan sonra çocukların neden heveslendiğini anlayabiliyorum»
İki arkadaş beraat ediyor; Yaël ile Omar’ın oğullarına ise infazı ertelenmiş altışar ay hapis cezası veriliyor. Yaël’in oğlunun avukatı, «17 Ekim’den önce olsa gözaltı sonrasında bir yurttaşlık eğitimine katılmasıyla biterdi», diye üzülüyor. Anne de sabıkasız oğluna resmî bir uyarının yeteceğini düşünüyor. Ama şimdi «sert vurmak istiyorlar».
Yaël, Basta!’ya, bu toplumsal hareketi «evde konuşmadıklarını» anlatıyor. «Ama alışverişte görüyoruz: ürünler neredeyse yüzde 30 zamlanırken asgari ücret yüzde 30 artmıyor. İnsanlar kısıyor, neyi alıp neyi alamayacağını seçiyor. Bir noktadan sonra çocukların heveslenmesini anlayabiliyorum. Annem babam zorlanıyor diye düşünüyorlar, yerde eşya görünce alıyorlar.»
Ağır yoksulluk ve toplumsal yalnızlık
20 Ekim’de yargılanan bazı kişilerin koşulları bu dört arkadaştan çok daha güvencesiz. Fildişi Sahili doğumlu K.’nın oturma izni yenileme başvurusu valilikte beklediğinden geçerli bir ikamet belgesi yok. Sekiz yıldır Fransa’da; beş aylık hamile partneriyle yaşıyor. Emmaüs’te «gelenleri karşılıyor, bağışları ayırıyorum», diyor. Ayda 400 avro alıyor.
Sarı sweatshirt’ü, rastalı saçları ve sakin yüzüyle, Gare de l’Est yakınındaki bir telefon mağazasından yeni çaldıkları iki telefonu gençlerden satın aldığını alçak sesle anlatıyor. Basit modellerin fiyatı sırasıyla 20 ve 10 avro.
K. başlangıçta örgütlü bir grubun parçası olarak bir yere zorla girip hırsızlık yapmakla suçlanıyordu. Hâkim, o gün bir kez daha dosyadaki delil eksikliğini saptıyor; suçu çalıntı eşya edinme olarak yeniden nitelendirip cezanın infaz biçimini düzenleyerek üç ay hapis veriyor. Savcı dudaklarını sıkıyor: ertelenmeden infaz edilecek on aylık hapis cezası ve Fransa’ya dönüş yasağı istemişti.
Yirmi yedi yaşındaki Marc* çöp toplama işinde ayda 1800 avro kazanıyor. Parası, bakmakla yükümlü olduğu bir çocuğu bulunan partnerinin ve zamanının yarısını birlikte geçirdiği annesinin kiralarına gidiyor. Bol gri tişörtlü uzun boylu adamın yüzünü kahverengi bukleler ve sakal çevreliyor.
Ellerini arkasında tutarak anlatıyor: «Benzin fiyatlarına ve hayat pahalılığına karşı gösteriye geldim. Yalnızdım, barışçıl yürüyordum. Sekiz gibi eve dönerken açık bir mağaza gördüm. Alkolün etkisiyle birkaç motosiklet eldiveni ve bir kask aldım. Bir polis arkadan yakaladı. Kim olduğunu bilmiyordum, dönüp “Kimsin?” dedim. “Polis!” deyince karşı koymadım.»
Polis, Marc’ın yere yatırılmaya direndiğini ve çaldığı kaskla vurmaya çalıştığını, ardından bir memurun ona copla vurduğunu söylüyor. Marc, «Hayatımda polise saldırmadım», diye itiraz ediyor. Öğlen «biraz» votka içtiğini ve belki de normal hâlinde olmadığını kabul ediyor.
Hâkim, yumuşak bir üslupla alkol bağımlılığı hakkında konuşmasını sağlıyor. Marc yıllardır bu sorunla mücadele ediyor. İlkbaharda, «neredeyse tek arkadaşım olan» köpeği öldüğünde yeniden depresyon yaşamış. Partnerinin uzun zamandır kendisini toparlamasına yardımcı olduğunu, onunla iyileştiğini ve tedaviye hazır olduğunu söylüyor.
Savcı, «Beyefendi benzin fiyatlarını protesto ediyor; kendisi de ekonomik sorunlar yaşarken bunun doğal sonucu, işçi çalıştıran bir esnafın mağazasını yağmalayıp onu zora sokmak mı? Hiç tutarlı değil», diyerek on sekiz ay hapis istiyor. Hâkim bu talebe uymuyor: tedavi yükümlülüğüyle birlikte ertelenmiş hapis cezası veriliyor.
Ailelerde rahatlama, sitem ve anlayış
Hâkim yoğun duruşma gününü bitirdiğinde gece onu geçmiş. Beraat eden veya serbest kalan gençlerin aileleri adliyeden tek sıra hâlinde çıkıyor. Soğuk gecede, çocuklarını karşılamak için adliye nezarethanesi önünde bekliyorlar. Destekçiler şarkı söyleyip alkışlıyor. Yaël oğlunu, Omar da kendi oğlunu bekliyor.
Omar telefonla altı aylık ertelenmiş cezayı haber verirken gözlüğünü elinde çeviriyor. «İçim acıyor. Sabıkası yoktu. Şimdi var ve ileride iş bulmasını zorlaştıracak. Çok zor.»
İç çekip olanları tekrar düşünüyor. Cumartesi günü oğluna Paris’e kesinlikle gitmemesini söylemiş. «Tamam dedi. Mesajı hâlâ duruyor. Sonra gece attığım mesajlar: “Neredesin?”, “Sana ihtiyacım var”… Aradım, açmadı.» Oğlu çıktığında, başka bir şey söylemeden önce ona kızmayı planlıyor. «Hem de çok», diyor kaşlarını çatarak, yüzü yorgun. «Annesi hasta bakım yardımcısı, ben taksiciyim. Ortaokula giden on bir yaşında bir oğlumuz daha var. Hayatımızı düzenlemeye çalışıyoruz. Anlıyor musunuz?»
Yaël daha anlayışlı ve rahatlamış. Ertesi gün oğlunu sorduğumuzda anlatıyor: «Beni gördüğüne sevindi, öptü. İyi. Omzu biraz ağrıyor; kelepçeyle sert davrandılar sanırım. Gözaltını anlattı: yetersiz yemek, her zaman tuvalete gidememek, sıcak. Bir de uyumasınlar diye bütün gece kapıya vurulması.» Sesi yumuşuyor: «Öğlen oldu, hâlâ yatakta. Sanırım kaybettiği uykuyu telafi ediyor.»
*İsim değiştirilmiştir.
İlk yayın: Basta!, 22 Ekim 2026.
Yorumlar
Henüz yorum yok.